Hakan Muhafız, Atiye, Bir Başkadır, 50m2 derken bu sefer Türk yapımı olarak değişim temalı Kulüp izleyicilerle buluştu.

Genel hatlarıyla Kulüp dizisinden bahsedecek olursak dizi 2021’de Netflix’ te yayınlanan, Rana Denizer’in ailesinin hayatından esinlenen, Ayşin Akbulut, Rana Denizer ve Necati Şahin tarafından yazılan, Seren Yüce ve Zeynep Günay Tan ikilisi tarafından yönetilen, başrollerini Gökçe Bahadır, Barış Arduç, Asude Kalebek, Salih Bademci, Fırat Tanış ve Metin Akdülger’in paylaştığı bir drama dizisidir.Dizi 1950’li yıllarda İstanbul’da Beyoğlu civarında yaşayan Seferad Yahudisi Matilda cinayetten hapse girmiş ve afla çıkmıştır. Bir yandan yıllardır görmediği kızı Raşel ile arayı düzeltmeye çalışırken bir yandan Kulüp İstanbul’da zor şartlarda çalışan Matilda, aynı zamanda kulübün sahibi Orhan, zalim patronu Çelebi ve kulübün assolisti Selim’ in egolarıyla da uğraşmak zorundadır.

Kulüp, değişen Türkiye’yi şu İki unsurla anlatıyor.

Dizi bize bir eğlence kulübü üzerinden değişen Türkiye’yi anlatıyor. Dizi değişen Türkiye’yi şu iki unsurla anlatıyor. Birincisi değişen ve gelişen müzik anlayışı ve ikinci olarak ülkemizin mozaik taşlarından biri olan azınlıkların sosyokültürel yaşantısı ve ilişkileri.

Birinci unsurdan bahsedecek olursak

Türkiye ilk başta kültürel anlamda Tanzimat döneminde Batı’yı örnek almaya başlasa da bu Cumhuriyetle birlikte ivme kazanmıştır. Her anlamda Batı’ yı örnek almaya başlasak da eskileri de bırakamadık. Eski usül müzik de bunlardan biri.Eski usül dinlenmekle birlikte Türkiye’ ye yabancı olan Batı müziği ve sahne gösterileri de yeni yeni Türkiye ile tanışıyor. Tabi tanışma bu kadar kolay olmuyor. Gerek vizyonsuz eğlence kulübü sahipleri gerek de sanatçımız Selim’in ailesi olayı saçma buluyor. Sadece bununla bitmiyor, TRT canlı radyoda sahne şovunu rahatça yapamaması epey Selim’ i zorluyor. “Başımıza icat çıkarma!” diye bir deyim ülkemizde boşuna yok. Yeni şeyler her zaman yabancı ve tehlike olarak görülür. Bu yüzden sert tepkilerle karşılanır. Bu bir iğne olsa bile. Bunu dizimizde de görüyoruz.

Bir diğer unsur olarak azınlıklar

Çok uluslu devlet olmak hem bizim için büyük bir nimetti hem de büyük bir ceza. Mimari, sanat, ticaret gibi işleri yapan azınlıklar aynı zamanda ülkemize önemli eserler bırakmışlardır. Örneğin Mimar Sinan aslen Kayserili bir Rum. Dolmabahçe Sarayı’ nın mimarisi Ermeni asıllı Balyan ailesinden çıkmıştır. Kamondo Merdivenleri Yahudi asıllı Abraham Salomon Kamondo tarafından yapılmıştır. Bunlar birkaç örnek. Aynı zamanda ülkemiz için büyük kazanımlar. Tabi bununla birlikte birçok sorunlar da beraberinde geldi.

Milliyetçilik ve getirdiği bağımsızlık mücadeleleri, Batı’ nın tetiklediği isyanlar ve sonucunda 24 Nisan Tehcir Kanunu, Mübadeleler vs. yaşandı. Ülke büyük bir entelektüel kesimini kaybetti. Yıllarca mahalle komşumuz olan kişiler göç etti ve en kötüsü onlarla düşman olduk. Bunu da Matilda’ nın yaşamı ile rahatça görebiliyoruz. İbadetini de görüyüruz. Ladino konuşmasını da duyuyoruz. Yaşadığı kötü olaya da şahit oluyoruz. Sefarad Yahudisi olan Matilda ‘nın sevgilisi Mümtaz, vergilerini ödemelerine rağmen ailesine iftira atıp ailesini sürgüne yollamış, sonrasında ölmelerine sebep olmuş, mallarına konmuş ve bunu da canıyla ödemiştir. Matilda, Mümyaz’ın katili olmuştur. Aynı zamanda Orhan’ ın Rum olmasına rağmen bunu gizlemesi ve işlerinde deneyimli olan azınlık kesimi gözden çıkarması da buna örnek.

Netflix Türkiye bu sefer turnayı gözünden vurmuş diyebiliriz. Her geçen zamanda yapımların kalitesi artıyor. Artık olması gereken yere yavaş yavaş ulaşmaya başlamış. Artık o saatler süren, bol bakışmalı, hiçbir yere varmayan olayları ile televizyon dizilerinden izleyici bıkmış vaziyette. Özellikle gençler artık televizyon dizileri izlememekle birlikte artık internet platformlarına yönelmiş durumundalar. Tabi bu ayrı bir konu. Biz konumuza dönelim.

Sevgili Salih Bademci, o nasıl oynamaktır?

Kulüp dizisinde beğendiklerim şunlar oldu. İlki sanat yönetimi. Resmen o dönemin mekanlarını, sokaklarını, evlerini kopyalayıp yapıştırmışlar. İğneden ipliğe her şekilde uydurulmuş. Dönemin kıyafetleri, duvardaki döşemeler, makyaj gibi.  Bu da senaryoya gerçeklik katmış diyebiliriz.

İkinci olarak oyunculuklar. Sevgili Salih Bademci, o nasıl oynamaktır? O nasıl rolünün hakkını vermektir? Gerçi bütün oyuncular rolünün hakkını vermiş. Evet, Salih Bademci’nin rolü de oyunculuğu da mükemmel, övsek Türkiye’nin bir ucundan ötekine yol olur fakat Salih Bademci dışında da Fırat Tanış ve Gökçe Bahadır da hakkını verenlerden. Gökçe Bahadır da oynadığı rolleri gerçekçi oynayanlardan. Gözlerimiz ışıl ışıl olmuyor fakat oyunculuğu o kadar abartısız, sade ve yerinde ki sanki birimizin ablası, annesi, komşusu, teyzesi veya tanıdığımızmış gibi hissettiriyor.

Üçüncüsü iyi ve kötü keskin değil. Kötü patronun bile birine iyilik yaptığını görüyoruz. İyi diyebileceğimiz bazı kişilerin de gözünü hiç kırpmadan birilerini harcayabildiğini de izliyoruz. Bu da diziye gerçeklik katan diğer bir unsur. Dördüncü bir unsur olarak ise Türkiye’deki dönem dizilerine göre bu dizinin senaryosunu daha özgün görüyoruz. Senaryo, Türkiye’nin siyasetinin, eğlence anlayışının, din ve etnik yapının, sosyal hayatın gibi faktörlerin bir eğlence etrafında nasıl şekillendiğini, aynı zamanda Sefarad Yahudilerinin yaşantılarını izleyiciye gösteriyor. Dönem dizi ve filmlerinde sadece çoğunlukla sağ sol çatışması veya darbe görürken burada daha farklı şeyler görüyoruz.  

Raşel ve İsmet aşkı olmasa da olurdu.

Dizide fazla karakter var ve bunun hikâyede dağınıklığa sebep oluyor. O ne yapmış bu kimdi, neler oldu derken kafamız çorba oluyor. Mesela Raşel ve İsmet aşkı olmasa da olurdu. Bu toksik ilişkin senaryoda gereksiz olmuş ve fazla romantize edilmiş. Şiddet var ve bu şiddet sineye çekiliyor. Ayrıca Raşel ve İsmet karakterleri fazla klişe geldi. Aşırı Yeşilçam romantizmi gibi.

Bir başka olumsuzluk da Varlık Vergisi’nin çıktığı yıllar hakkında tarih hatası yapılmış. Hikayemiz 1955 yılında geçiyor ve 17 yıl sonra hapisten çıkmasıyla hikaye başlıyor. 17 yıl önceki tarih 1938. Varlık Vergisi de 1942 yılında çıkarılmış bir vergi. Ne alaka derseniz 1938’de bu vergiyi ödedikleri halde yalan ihbar yüzünden ödemedikleri gerekçesiyle baş kahramanın ağabeyi ve babası Van’a sürgin ediliyor ve orada ağır koşullardan dolayı ikisi de ölüyor. Matilda da yalan ihbar veren sevgilisini öldürüyor ve hapse giriyor.

Bir senaryoda tarihsel tutarlılıklar önemlidir. İşin içine hayal unsuru da girebilir. Sonuçta kurmaca metinler. Fakat gerçeğe dayanan hikayelerde tarihler önemlidir.

Emojiyle Tepki Verin!
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0

7.8

Herkese iyi seyirler.

Benzer Yazılar

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.