Türk Sineması’nda merak edilen konulardan biri şüphesiz LGBTI+ bireylerin yeri ve yer almaya başladığı zamandır. Bu bireyler yer edinirken sadece komedi alanında mı yer edindiler? Ya da sadece yakın tarihte mi yer edinmiş? Hep birlikte bakacağız.

Türk sineması 1960’lardan itibaren LGBTİ (gay, lezbiyen, biseksüel, trans ve interseks) karaktere görünürlük vermeye başladı. Türkiye’de sinemanın 1920’lerden 1960’lara uzanan hikâyesinde beyaz perdede anlatım ve karakter açısından heteronormatif davranış biçimi dışında bir cinsellik tasviri mümkün değildi. Bunun en önemli sebebi toplumsal hoşgörüsüzlükten çok devlet eliyle uygulanan sansür mekanizmasıydı. Son elli yıl içinde Türkiye sinemasında LGBTİ tasvirleri zaman içinde sırasıyla lezbiyen kadın, trans birey ve eşcinsel erkek anlatımları olarak üç aşamalı, anlatım dönüşümü gerçekleştirildi.  

1960’larda ve 70’lerde

LGBTI temasını ilk kez 1962 yılından çekilen Ver Elini İstanbul ile başlamaktadır. Burada ilk defa iki kadının (Mualla Kavur ve Leyla Sayar) öpüşmesi ile görüyoruz. Daha sonra Atıf Yılmaz’ın İki Gemi Yanyana (1963) filminde ise Suzan Avcı ve Sevda Nur’un öpüşmesi yer almaktadır. Halit Refiğ’in Haremde Dört Kadın (1965) filmi Osmanlı yaşamının baskılarından kaynaklanan lezbiyenliği anlatmaktadır. 

1980’lerde

1980 darbe sineması trans bireylerin temsiline negatif bir etkide bulunur.Osman F. Seden yönetmenliğindeki Beddua (1980) filminde Ersoy çocukken cinsel saldırıya uğrar . Bu tecrübe onun daha sonradan trans olmasına neden olur. Bu filmden sonra filmlerde trans bireylere yer verilmez ve eşcinsel karakterlere yer verilmeye başlarlar. O dönemin Türkiye sinemasında eşcinsel veya trans birey kürklü, ağır makyaj yapan ve hem erkekler ve hem de kadınlar ile gelişigüzel cinsel ilişkiye giren bir kişi olarak gösterilir. Ayrıca cinsiyet olarak arada, yani ne erkek ne de bir kadın olarak görülürler. Trans bireyleri daha da kötü gösteren bir özür filmi de Şöhretin Sonu (1981)’dur. Bu film tamamen Bülent Ersoy’a toplumdan özür dileten bir şekilde tasarlanır. Filmde Bülent adlı eşcinsel daha çocukken bez bebekler ile oynarken gösterilir. Yetişkin bir birey olunca gazinoda kadın kıyafetleri giyerek şarkı söyler. Filmin sonunda Bülent Ersoy karakteri böyle davrandığı için halktan özür diler ve tekrar erkek olur.

Atıf Yılmaz ve Müjde Ar, yönetmen-oyuncu İkilisi olarak 1980’lerde Türkiye sinemasında, güçlü kadın karakterlerin yer aldığı filmleriyle feminist bir rüzgâr estirdiler. 1980’lerin başında Yılmaz eşi Deniz Türkali vasıtasıyla kadın hakları aktivistleri ile tanıştı ve feminist çevrelere dâhil oldu. Atıf Yılmaz 1985 yılında Dul Bir Kadın’ ı yaptı. Film, Müjde Ar ve Nur Sürer İkilisini bir önceki gece beraber olduklarını ima eden bir biçimde aynı yatakta çıplak iki kadın karakter olarak gösterir.

1990’larda

1991 seçimleri sonrası DYP-SHP koalisyonunun kurulmasının ardından sinemada sansür kalkar. Bu defa Atıf Yılmaz yeni filminde lezbiyen bir çifti tüm gerçekliğiyle anlatır. 1992 yapımı Düş Gezginleri bir LGBTİ film festivaline (Torino) katılan ilk uzun metraj Türk filmi olarak anılır. Film tüm cesurluğuna rağmen, bu defa da lezbiyen bir ilişkiyi heteroseksüel ilişki normları ile anlatması nedeniyle eleştirilir. 

Atıf Yılmaz 1993 yılında trans kimliklerin gerçekçi yansıtıldığı bir film yapar. Daha önce Dönersen Islık Çal filminde daha uçta duran trans bireyler var. Fakat Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filminde trans bireyler üç boyutlu gerçekçi karakterler olarak yer alırlar. 

1990’ların sonunda eşcinsel bireyler yan karakterler olarak yeni yönetmenlerin filmlerinde yer alırlar. Mustafa Altıoklar Denize Hançer Düştü (1992) adlı ilk filminde eşcinsellik konusuna değinir. Film birbirine âşık iki tiyatrocunun iç çatışmaları bir sahne oyunu çerçevesinde anlatır. Yine Mustafa Altıoklar İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) ve Ağır Roman (1997) filmlerinde eşcinsel karakterleri herkes gibi hayatlarım yaşamaya çalışan ancak toplum tarafından kötü muamele gören kişiler olarak resmeder. 

Gene aynı dönemde İtalya’da yaşayan Ferzan Özpetek ilk uzun metraj filmi olan Hamam’ı yapar. Hamam (1996), üzerinde çok konuşulan ve zamanına göre ileri bir filmdir. Film, Türkiye’de genelde eşcinsel aşka oryantalist bir bakış olduğu için eleştirilir.

2000’ler ve Günümüzde

Kutluğ Ataman’m LGBTİ karakterleri olan iki önemli filmi var. İlki Lola ve Bilidikid Almanya’da yaşayan Türk göçmenlerin Alman sevgilileri ile eşcinsel ilişkilerini, aynı zamanda sımfsal-etnik çatışmalarıyla ele aldı. Bu film de tıpkı Hamam gibi pek çok yurtdışı film festivaline katıldı. Üzerinde en çok eleştirel yazı yazılan Türk- Alman filmi oldu.

Son dönem Türkiye sineması artık LGBTİ karakterleri karmaşık ve gerçekçi şekillerde tasvir edebilmekte. Buna en iyi iki örnek Zenne (yönetmenler M. Caner Alper ve Mehmet Binay, 2012) ile Ümit Ünal’ın Nar (2011) filmidir. Zenne, Alman foto muhabiri Daniel (Giovanni Arvaneh) ve eşcinsel bir birey olan Ahmet’in (Erkan Avcı) zenne olan arkadaşları Can (Kerem Can) ile olan ilişkilerini anlatır. Film gerçek bir hikâyeye dayanır. Filmin uluslararası başarısı üzerine Türk medyasında eşcinsel erkeklerin kötü muamele görmekte olduğu tartışmaya açılır. Mahsun Kırmızıgül’ün Güneşi Gördüm filmi de töre adı altında bazı gelenekçi ailelerin cinsel normdan saptığım düşündükleri çocuklarını infaz etmelerini işlemiştir.

Ümit Ünal’ın filmi Duvar da İrem Altuğ (Deniz) ve İdil Fırat (Sema) iki güçlü lezbiyen karakterini canlandırırlar. Estetik olarak minimalist olması, oyuncuların gerçekçi performansı ile film dikkat çekmiştir. Özenle hazırlanmış bir gerilim havası vardır. Film lezbiyen ilişki içinde olan iki kadının gerçekçi biçimde sunması açısından başarılıdır.

Özet

Türkiye LGBTI sineması 1962 yılında ilk defa iki lezbiyen karakterin kaçamak bir öpücüğü ile başlar. Sinemamızda yönetmenler cinselliği farklı yaşayan bireyleri temsil edebilmek için sansür karşısında uzun süre uğraşmıştır. İlkin lezbiyen karakterlere sonra trans bireylere değinen Türk sineması, en son eşcinsel erkek karakterleri de gösterebilmiştir. 50 yılı aşan bir uğraşla gelişen bu temsil şekilleriyle umarız daha demokrat, daha insancıl bir yapı inşa edilir. Çünkü filmler toplumun aynası olmakla birlikte bize ders verir. 

KAYNAKÇA

http://panorama.khas.edu.tr/turk-sinemasinda-donusen-lgbti-anlatilari-55

Emojiyle Tepki Verin!
+1
2
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0

Benzer Yazılar

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.